| Anasayfa  | Arşiv  | Albüm  | İletişim
Ara:
 

ÇOK ÇİĞ ÇAĞ

ÖNSÖZ

Bu kitap çeşitli basın organlarında yayınlanan yazılarımın bir derlemesidir. Yazılarıma şöyle yeniden bir göz attığımda, içinde yaşadığımız çağın insanlığın gerçekten olması gereken yerden ne kadar uzakta olduğunu bir kez daha fark ettim.

Teknolojide, sanayide, bilimde çok ilerlemiş olabiliriz dünya toplumu olarak. Ama insanlık değerlerinde, sosyal yaşamda, içinde yaşadığımız doğaya, hayvanlara ve hatta insanlara karşı duyduğumuz sorumluluk duygularında çok ilkel bir yaşam sürdüğümüz ortada. Sanki ortaçağ karanlığında yaşıyor gibiyiz.

İçinde yaşadığımız çağ ÇOK ÇİĞ ÇAĞ. Bu kitabı insanlığın teknolojide olduğu kadar insanlık değerlerinde de ilerlemesi umuduna adıyorum.

Bu başlık aynı zamanda değerli şairimiz B. Necatigil’in unutulmaz şiirindeki çağı kucaklayan ifadesini yankılıyor. Burada da aynı ondaki gibi insan insanı daraltıyor, sınırlıyor, köreltiyor. İncitiyor. Aynı onun şiirindeki gibi yaşanmakta olan çok çiğ bir çağa pencereler açıyor.
Yıldız Sağtürk

ÇİFTE STANDARTLI – ÇOKLU STANDARTLI – STANDARTSIZ

İçinde yaşadığımız çağda, içinde yaşadığımız toplumun en büyük sorunu bir standart sahibi olmayışı. Çeşitli toplumsal olaylarda, her türlü meseleye bakış açımızda, insan ilişkilerinde ve hatta ürettiğimiz ürünlerde bir standart oluşturamadık. Kimi zaman çifte standartlı, kimi zaman çoklu standartlı, kimi zaman da standartsız bir yaşam, bakış açıları ve değerlendirmeler içindeyiz. Gerçi sadece biz değil, birçok ileri geçinen ülke insanlarının da sorunu bu. Çağın insanı çiğ. Çifte standartlı, çoklu standartlı, standartsız.
Her ne oluyorsa değerlendirmelerimiz kendi istifademize, kendi menfaatimize göre.
İçinde bulunduğumuz kulübün, birlikte yaşadığımız grubun beğenilerine göre.
Standart nedir? Niye gereklidir standart?
Standart prensiplerdir. Standart kişiliktir. Standart kaliteli yaşamın göstergesidir. Standart ne istediğini, ne aldığını bilmektir. Standart hayat görüşündeki belirginliktir. Olayları kendi geçmişinin ve temel değer yargılarının süzgecinden geçirmek, onu sağlam bir temele ve prensiplere oturtmak, durum ve şartlar ne olursa olsun o görüşü sürdürmek ve o prensiplerden fedakarlık etmemektir.
* * *
Demokrasi, farklı politik görüşler, işkence, laiklik, insan hakları, kadın ve çocuk hakları, uluslararası ilişkiler, yaşama biçimlerinin tercihi konularına bakıyoruz. Ne kadar da çifte standartlı bir toplum olduğumuzu bir kez daha bütün açıklığıyla görüyoruz. Kavramları sadece kendi yönümüzden ve kendimize göre değerlendiriyoruz. Aynı kavramın başka alternatiflerine hiç toleransımız yok.
Mesela demokrasi kavramı... Demokrasiye aşık davranıyoruz. Demokrasiyi amaç kabul ediyoruz. Ama demokrasinin kurumlarını, demokrasinin gereklerini istediğimiz gibi, işimize geldiği gibi yorumluyor, işimize geldiğince sömürüyoruz.

Mesela insan hakları... Çağdaş bir toplumda insan haklarının gereği üzerinde ne ahkamlar kesiyoruz. Ancak toplumun pek çok kesiminde, gitgide büyüyen gelir dağılımı uçurumları, artan işsizlik, emeğin sömürülmesi, sağlık hizmetinin sağlıklı bir şekilde kitlelere ulaştırılması, eşit eğitilmek hakkı gibi konularda hiç de duyarlı olmuyoruz. Sadece ucu bana dokunduğu zaman ortalığı ayağa kaldırıyoruz. Başkası, başkaları için belki bir “vah vah”la seyirci kalmayı tercih ediyoruz.

Mesela işkence konusunda çifte standartlıyız. Aman bana dokunulmasın da başkasına yapılıyorsa belki haklı sebepleri vardır. Oysa maddi, manevi ve fiziksel işkence insan haklarına aykırıdır ve hiçbir zaman onay görmeyecek ve her zaman kınanacak bir olgudur.
* * *
Kadınların aile içinde ezilmemesi, dövülmemesi, hor görülmemesi adına yaptığı bu mücadeleler, erkek ağırlıklı bir parlamentoda hiç ilgi görmedi. Seçmen nüfusunun yarısının kadın olduğunu hiçe sayan bir parlamento, demokrasi, özgürlük, eşitlik nutukları attığı zaman ortalıkta toz bırakmayan erkek parlamento, kadın haklarına gelince kadın haklarını geliştiren taslakları usulca sümenin altına itiverdi. Ne gerek var canım, otursunlar oturdukları yerde. Bu demokrasi atına binerek iş başına gelmiş bu sözde demokrat beyler, “Ne hakkıymış, ne eşitliğiymiş?” diyerek toplumun hemen her katmanından yükselen ve ıstırap çeken kadın çığlıklarına bıyık altından gülümseyerek kulaklarını tıkadılar. Ta ki Avrupa Birliğine hoş görünmek kaygusu içine düşene kadar. Yine de başörtüsü ve kadının örtünmesi sözde modernite entegrasyonunun önüne geçiverdi. Bir yanda Avrupalılaşmak, modernleşmek arzusu, diğer yanda toplumun yarısını oluşturan, gelecek nesillerimizi yetiştirecek olan kadınlarımızın kafalarını ve düşüncelerini türbanların içine hapsetme, tecrit etme tutkusu. Kadını taassubun esaretine itiverme dürtüsü. İşte erkek egemen toplumun çifte standartı. İki yüzü.

Yazar : Yıldız SAĞTÜRK
Kitap İsmi : Çok Çiğ Çağ
Türü : Araştırma
Sayfa Sayısı : 42
İlk yayın : 2008
Format : PDF

Kitabın tamamını pdf formatında okumak için tıklayınız

COPYRİGHT - TELİF HAKKI YAZARA AİTTİR. TÜMÜYLE VEYA KISMEN KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.


09 / 01 / 2008

Bu haber 29336 defa okunmuştur


Firmanızı Ücretsiz Tanıtalım
[Yorum Ekle]       [Tüm Yorumlar]       [Arkadaşına Gönder]
  Yıldız SAĞTÜRK
   BİYOGRAFİ